O zamanlar böyle bloglar falan yoktu, başbakan ve bakanlar kurulunun 6 ayda bir değiştiği, tam hükümete sövecekken gazetelerin ön sayfalarında işte yeni bakanlarımız ve başbakan şeklinde boy boy vesikalıklarının yayınlandığı bir dönemdi.
Ben de ilk yazımı bölümün panosuna yapıştırıp ilk okurumu beklemeye başlamıştım. İşte oradaydı!
Heyecanla mimiklerini izlemeye başladım, acaba bir tebessümüne mahal verecek miydi yazdıklarım yoksa yüzünü mü buruşturacaktı?
Bugün bir Barış Bıçakçı olamadıysam (çok iddialı oldu ama) hep onun yüzündendir. Narkoz yemiş gözlerle yazıyı okudu, hiçbir ama hiçbir tepki vermeden oradan ayrıldı. Şöyle “hangi hıyar yazdı lan bunu!” deyip kâğıdı buruştursa, sonra önüne ilk çıkan kişiye -yani bana- yedirse bu kadar koymazdı. Beni kayıtsızlığa mahkûm etmişti.