7 Eylül 2017 Perşembe

"Güzel günler"

Bayram ziyaretinde anlattı. 

Yaşadıkları onca sıkıntıdan yorgun düşen babaannem bir gün dedeme, “Rahmi bey, bu kötü günler ne zaman bitecek?” diye sormuş. O da, “güzel günler geride” cevabını vermiş. 

17 Ağustos 2017 Perşembe

DİYALOGLAR IV

Dün akşam bana bir insanlık dersi verip utandıran oğlumdan özür diliyor, bu uzun yolculukta kendisine başarılar diliyorum.

“Sınıftaki arkadaşlarını seviyor musun?”
“Hayır. Bizim sınıfta bir çocuk var, bak kolumu sıktı. Yatağımı çekiyor.”
“Öğretmenine söyledin mi?”
“Hayır.”
“O zaman sen de onun kolunu sık.”
“Baba, bu dediğin çok yanlış.”
“Ama senin canını yakıyor?”
“Böyle kazalar olabilir.”  

15 Haziran 2017 Perşembe

Tanırım, samimi çocuktur


Bu hafta elimde pek metin yazımı işi olmadığı için büyük toplumsal tahlillerime devam ediyorum. Şimdi bu kitap afişini analiz edeceğim: “Tarık Tufan’ın samimi anlatımıyla”. Tarık Tufan kim? İşte orada fotoğrafı var. “Yeni Kitap” diye belirtilmiş demek ki bolca eski kitabı var ve onlarla karıştırılsın istenmiyor. Yani talep yüksek. Üzerinde duracağım husus afişteki “samimi anlatım” kısmı.

Güle güle Reis


Büyük takımların, köklü kulüplerin gelenekleri vardır. Bunların çoğu idrak etmeye pek de lüzum olmayan şeylerdir. Mesela Arsenal’de takım kaptanı maç günü uzun kollu giyerse tüm takım uzun kollu, kısa kollu giyerse tüm takım kısa kollu giyer. Selçuk Şahin, Fener’de iken yedek kulübesindeki yerine başka kimse oturamaz. Galatasaray maçlarından sonra takım galipse Sabri üçlü çektirir. Sneijder takıma yeni katıldığı zamanlarda maç sonu Sabri’ye öykünüp üçlü çektirmeye çalıştığında takım arkadaşları onu uyarmış, o iş Sabri’nin diye. Sonra Sneijder gollerine devam edip tribünleri coşturdukça üçlü çektirmeyi sürdürdü. Ses eden de pek kalmadı. En nihayetinde Sabri işte... 

16 Mayıs 2017 Salı

Benim hâlâ sorunum var

Oğlum ayakkabılarını çıkarmak istemiyor, oğlum montunu çıkarmak istemiyor, oğlum şapkasını çıkarmak istemiyor. 30 derece sıcakta montla oturuyor, ayakkabılarını çıkarması gerektiği için kreşteki oyun gruplarına katılmıyor, berberde dahi şapkasını çıkarmaya direniyor. Pedagoga göre bunun bir nedeni işe giden anne-babaları kaybetme, onlar tarafından bırakılma korkusuymuş. Tuvalet alışkanlığı kazandığında düzene girebilirmiş ama ileride daha büyük sorunlara yol açmaması adına şimdiden üzerine eğilmekte fayda varmış. Kapıdan çıkarken bunları hızlıca anlattığım annem, “sen de 3 yıl kırmızı botlarını çıkarmamıştın, bir şeycik olmaz, bak sonunda sorunları olan biri mi oldun” dedi. Merdivenleri ağır ağır inerken kapıda beni uğurlamak için bekleyen anneme boynumu çevirip “evet anne, benim çok sorunum var” diye cevap verdim. Annemin "ne derdi olabilir ki acaba" şeklindeki bakışlarını izleye izleye aşağı inmeye devam ettim.  

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Günün Sözü [027]

“Burayla çalışmakla ilgili temel bir derdin yoksa burada çalışmak senin için kolay olmayacak, dağılırsın.” 

(Teströl és lélekröl, 2017. Günün birinde üzerine uzun uzun yazacağım.) 


14 Mart 2017 Salı

İbo

Kayınvalidem aylardır evde mevzusu edilen perdeleri söküp yıkayabilmesi için bir süredir arkadaşlarda olan merdiveni gidip almamı istedi. Benimse içim bi' tuhaftı. Berkin Elvan’ın anmasına gidecektim ve kafam geçen 3-4 senenin muhasebesiyle, daha çok sancısıyla, yumrusuyla ve hatta utancıyla meşguldü. Bir iki ve hatta üçüncü kez tekrarlanınca ve oğlan da o esnada park diye tutturunca geç kalma korkusuyla maaile sokağa fırladık. Yolda asıl bu gerginliğimden kaynaklanan kavgalar edildi.

Koşa koşa, bayırları tepe tepe Feriköy Mezarlığı’na vardım. Bir köşede tek başıma dikilmeye başladım. Sonra kendisi haberlerinden bildiğim bir muhabirin bakışlarını üzerimde sezdim, göz göze geldik, sonra o başka tarafa baktı. Acaba sivil polis miydim? Solun çektiği ve ajan/hain yaftalarıyla çektirdiği sıkıntıları düşünürken bu tarz bakışların artmasından dolayı huzursuzlaştım. Ben Gezi’yi kuran, var eden, savunan, o şakalı sloganları yazan örgütsüzlerden değil miydim?