!-- kaldır -->

24 Mayıs 2012 Perşembe

Derin mevzular besliyorum sana karşı


Ah şu işe gelirken düşündüğüm şeylerin yarısını yazıya geçirebilsem en Almancasıyla muhteşem olacak. Hatta geçen düşündüklerimi kaydedeyim diye hamle yaptığım an düşünmekten vazgeçtim. Anladım ki, o yola özgü fikirler bunlar, bir tayfuntalipoğlu duyarlığının iç sesi. Beni sabah yolda gördünüz, selam etmeden yanımdan geçin yoksa insanlık kaybeder.

Bu sabah Erdoğan kardeşleri düşündüm, bu sabah onları anneleri düşünmüş müdür bilmiyorum ama ben düşündüm. Yılmaz Erdoğan’ın günde 5 vakit ezan okunan bir ülkenin sinemasında ezan sesi neden yok sorusu devletten yeni projesi için aldığı 400 bin yeni işaretiyle türk lirasıyla aynı döneme denk gelince olay olaylar… Bence getirdiği eleştiride hiçbir sorun yok, asıl nokta iki kardeşin de “adamlar 8 dizide oynuyorlar bir de gidip tiyatrodan para alıyorlar” demeçleri. Öncelikle, arkadaşım size ne? Devleti savunmak, herkes bitti, büyüklerimiz “Ahmet Mehmet gibi" öldü de size mi düştü?

22 Mayıs 2012 Salı

Kırmızı, siyah, sarı / Bütün çocuklar aynı


Evvel zaman içinde yine tarifsiz görev tanımı olan bir işim olmuştu. Annem “sana bir şey sorucam ama kızma” şeklindeki girişlerinden birini yapmış ve yıllardır kafasını kurcalayan soruyu sormuştu: “Oğlum biz seni bu kadar okuttuk ettik ya hani, komşular sorunca ben ne iş yapıyor diyeyim?”

Bence aileler bir çocuklarını komşular sorduklarında böyle bir çırpıda söyleyip övünecekleri meslekler edinmeleri için ayırmalılar. Oğlunuz ne iş yapıyor? Kendisi polis. Bitti gitti işte. Bu ülkenin yetişmiş saygın beyin gücünün arkasında komşular vardır.

Gerçi etrafta proje dosyası yetiştirir gibi çocuk büyüten genç nesiller görüyorum. Hiçbir şeyi eksik olmayacak, çok başarılı olacak mantığı diz boyu. Komşuluk bittiği için mi böyle davranıyorlar bilemiyorum.

20 Nisan 2012 Cuma

Yaptıysanız söyleyin kızmayacağım

Dikkat! Yazımız bir dünya gönderme barındırmaktadır.

Uçurtmayı Vurmasınlar filminde Barış’ın topu Miki’ye attığı sahneleri hatırlarsınız. Barış hayli anlaşılabilirken etrafımızı yanlışlıkla darbe yapan, tribünden itildiği için sahaya dalan, aslında o küfrü etmişse de öyle demek istemeyen bir dünya adam sardı.

Mesela Çevik Bir, 28 Şubat ile ilgili sorgulamasında Erbakan’ın "tank üretin" lafını tank yürütün olarak anladığını söylemiş. Yahut Hocalı katliamını protesto için toplanan ve malum pankartları taşıyan kişiler gözaltına alındıklarında pankartları tanımadıkları kişilerin ellerine tutuşturduğunu anlatmışlar... Yıllardır ruh hastası gibi gündemi takip eden biri için bu liste öyle bir uzuyor ki okumayı öğrendiğim güne, o kızaran elmalara, kurdelelere lanet ediyorum.

9 Nisan 2012 Pazartesi

"Bana bütün Finlandiyalılar Hakinen"

Güneycephesi edebiyat eki, "ayrı yazılan de" için son dönem Türk şiirinin parmak uçlarında yürüyen şairi Güney Ongun'la yeni kitabı hakkında söyleştik.   

AYD: Son şiir kitabınız Bana bütün Finlandiyalılar Hakinen’i 6 yıllık bir aradan sonra yayınladınız, bunun sebebi neydi?

GO: Aslında bu bir ara değil, arayıştı. Şey gibi düşünün, hani otobüs durağında saatlerce beklersiniz de bu artık bir bekleme değildir ve arayışa dönüşür. O süre zarfında durakta yaşadıklarınız, orayı terk ettiğiniz takdirde kocaman bir boşluk bırakır ardında. Sorun, o boşluğu yüklenecek misiniz yoksa bırakıp gidecek misiniz? İşte ben şiirimi nasıl olsa başka bir otobüs daha gelir ihtimalinin anlık keyfi ve tereddüdü üzerinden bu boşluk dolayımında tanımlıyorum.

AYD: Boşluk demişken, "Yakup 2" adlı şiirinizde, “Yakup sen artık bizim hesabı getir / yengen evde bekler” diyorsunuz, bu dizelerin İkinci Yeni'nin sonunu imlediğini söyleyebilir miyiz?

GO: Ben bunun cevabını zamana bırakıyorum... Hesap ne gelirse ortak bölüşelim.

29 Mart 2012 Perşembe

Babamı anarken

Küçükken tüm Bursa ovası, annemin deyişiyle ayaklarımızın altındaydı. Ve ben her gece şehri izlerken bu manzarayı görmeden yaşayamayacağımı düşünürdüm.

Evin balkonu ise benim için bir ilim irfan yurduydu. Sabahlara kadar babamla, annemin şaşmaz aralıklarla süren “etrafa çok ses gidiyor, yatın artık!” şeklindeki serzenişlerine aldırmaz, dünyayı en az iki kere kurtarmadan bırakmazdık.

Babamın sohbetine ben doyamadım, aynı dertten muzdarip çok adam, kadın dinledim. Bazen ardışık sayılar gibi anılarımı sıralarken, karşımdakinin ona ne kadar da benzediğimi düşünmesini çok isterim. Ben babamın yüzünü unutmuşken, bunu başkalarından beklemenin beyhudeliğini anladığım esnada da gözümün önünden bir bulut geçer, ayılırım.

25 Mart 2012 Pazar

Mehtaplı gecelerde hep seni andım, Hanım Talepzade

Tahran’ın en gariban semtlerinden birinde yaşayan Hanım Talepzade yıllardır kazandığı parayı elinden alıp uyuşturucuya yatıran kocasından yeni ayrılmış, iki çocuğuyla birlikte didinip dururdu. (Asghar Farhadi’nin Jodaeiye Nader az Simin [Bir Ayrılık] filmindeki Hanım Razieh’i izlerken aklım hep Talepzade’ye gitmişti.) Ofisin temizlik ve yemek işlerinden sorumlu olan Talepzade, daha önce kahramanlık hikâyelerinden bahsettiğim Cafer Bey ile birbirini tamamlayan harika bir ikili oluştururdu. Cafer Bey nasıl söyleneni değil bildiğini uygulamada ustaysa Talepzade de bu konuda fahri doktorayı hak ederdi. Onlarla yaşarken mahallelerde bütün gün çocuklarına bağıran teyzeler gibi bir şey olmuştum.

16 Mart 2012 Cuma

O bir vurdu gol oldu

Biz kendisine çift dalan oyuncuya başka bir pozisyonda aklıma gelir de sert girerim diye dönüp de bakmayan Metin Oktay; maçta kırmızı kart gören oyuncuların oyundan çıkmak için kendisinden izin aldıkları Baba Hakkı, 6-7 Eylül olaylarında kapısına dayananlara karşı onu müdafaa etmek için bir vapur dolusu insanın Kartal’dan Büyükada’ya yola koyulduğu Lefter sayesinde futbolu sevdik.

Attığı gol sonrası, grevdeki Liverpoollu liman işçilerine destek veren Robbie Fowler uzaktan dayımız olur.

Futbol her şekilde oynanır da bir tek kahramansız olmaz.