28 Mart 2018 Çarşamba

Cereyanlar

Yazdığım “şeyler” bir yerde –eğer bunu para için yapmıyorsam, yani işim gereği bir proje metnini sonlandırmıyorsam– cereyanda kalmış, altına stoper konmamış kapı gibi birden kapanıyor. O kadar yüksek bir ses çıkmıyor belki ama okuyanda “içeriye biraz daha hava girseydi daha iyi olmaz mıydı” hissi uyandırıyor. Bu bir şeylerden kaçma arzusu çok belli. Önce yazının kendisinden. Tekrar korkusu. Gün içinde binlerce kez yaptığın şeyden yazıyı sakınma.

Kapıyı aralık bırakma. Yalnızca koridorun iki ucundaki pencerelerden girecek rüzgara, oluşacak yele, cereyana; bu yüzden kapanma ihtimaline açık olma.

O nedenle kısa kısa yazmak, belki de hiç yazmamak. Başarabilirsen hiç yazmıyormuş gibi yazmak hele. Sanırım yazımı bunun üzerine kurmaya çalışıyorum. Uzun uzun anlatmalardan yorgun düştüm, kimseye bu eziyeti çektirmek istemiyorum.

Belki pek çok kişi şiirini, hikâyesini, romanını, şeyini hayattayken bu yüzden yayınlamadı da ölmeden bir arkadaşına teslim etti, sandığa, döşemenin altına sakladı; kapıyı tam kapatmadı da cereyana emanet etti.




16 Mart 2018 Cuma

Çıkarımsal


Dün lise yıllarımda okuduğum bir kitaba yeniden bakma ihtiyacı hâsıl olduğunda, kitabın sayfalarını karıştırırken bu notu buldum. Kitap o yılların meşhur eserlerinden Bozkurt Güvenç’in “Türk Kimliği”. Yaş 16. Çıkarımlarım şöyle olmuş: “Göçebe kültürle uyuştuğu için Türkler Şaman idi. Türkler, İmam Gazali’nin yargısına ters düşecek akıl yürütmelerden uzak durdular, bilim yapmadıkları için felsefe de yapmadılar. Türk devletlerinin kendisi olamama hastalığı binlerce yıllarca öncesinin mirası.” Bir insan o yaşta böyle meselelerle neden ilgilenir ki diye düşündüm, sonra mevcut halime baktım ve pek bir şey diyemedim.

2 Mart 2018 Cuma

DİYALOGLAR VI

Bu aralar çok sık duyduğum bir başka soru:

- Çocuğunun geleceği için endişeleniyor musun? 
- Evet. 
- Peki, bunun için ne yapıyorsun? 
- Akşamları evde oluyorum.    

13 Şubat 2018 Salı

12

Bugün babamın seneidevriyesi. Yine sabah erkenden annemi aradım. “Cuma günü dua okutucaz” dedi. Bu üç gün herkes doluymuş. Telefonu kapatmadan önce beni teselli etmek için bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetti: “Güzel günlerde ölürüz inşallah”.

12 Şubat 2018 Pazartesi

DİYALOGLAR V

Takip edebildiğim kadarıyla özellikle son birkaç yıldır kitap söyleşilerinden dostane sohbetlere kadar meselenin bağlandığı tek bir soru var. Çocuk, futbol, siyaset, kahve, evde bira yapımı vs. hakkında oturup konuşuyorsunuz ve o kaçınılmaz son geliyor. Herkes bir diğeri nasıl devam ediyor, devam edebiliyor, aklından ne geçiyor diye merakta. Kendi adıma toptan cevap veriyorum; öyle düzene, kaosa, evrenin mesajlarına, yeni doğanın gülümsemesine, çiçeğin açmasına bakmadan, aldırmadan.

- Bir umut var mı, peki?
- Hayır, yok.

Geçilmesi muhtemel ikinci soru ve cevabı: 

- Peki, ne yapmayı düşünüyorsun?
- Hiçbir şey. 

6 Şubat 2018 Salı

Yer fıstığını çok özlerim

En çok neyi özleyeceğimi düşündüm. “Yer fıstığı herhalde” dedim. Ben ölünce birilerinin kabuğunu çıtırdata çıtırdata yer fıstığı yiyecek olması çok dokundu. Hele bir de yanında buz gibi bira içecekleri aklıma geldi. Üzerlerine dökülmüş kabukları şöyle bir silkip tuvalete gideceklerini, mesaneyi boşaltıp rahatlayacaklarını, hangi sabunla –hoş kokulu sıvı mı, zeytinyağlı kalıp mı– ellerini yıkayacaklarına karar vereceklerini. Su çok soğuk yahut sıcak geldiyse ılıtacaklarını. Hangi havlunun kendilerine ait olduğunu hatırlayıp ellerini kurulayacak ve yeniden koltuğa gömüleceklerini.

30 Kasım 2017 Perşembe

Günün Sözü [029]

"Çehov olmak için çıktığım yolda blogcu baba oldum." 

(Güney Ongun, 35. Bu da bir şeydir deyip geçiyor.)