13 Şubat 2018 Salı

12

Bugün babamın seneidevriyesi. Yine sabah erkenden annemi aradım. “Cuma günü dua okutucaz” dedi. Bu üç gün herkes doluymuş. Telefonu kapatmadan önce beni teselli etmek için bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetti: “Güzel günlerde ölürüz inşallah”.

12 Şubat 2018 Pazartesi

DİYALOGLAR V

Takip edebildiğim kadarıyla özellikle son birkaç yıldır kitap söyleşilerinden dostane sohbetlere kadar meselenin bağlandığı tek bir soru var. Çocuk, futbol, siyaset, kahve, evde bira yapımı vs. hakkında oturup konuşuyorsunuz ve o kaçınılmaz son geliyor. Herkes bir diğeri nasıl devam ediyor, devam edebiliyor, aklından ne geçiyor diye merakta. Kendi adıma toptan cevap veriyorum; öyle düzene, kaosa, evrenin mesajlarına, yeni doğanın gülümsemesine, çiçeğin açmasına bakmadan, aldırmadan.

- Bir umut var mı, peki?
- Hayır, yok.

Geçilmesi muhtemel ikinci soru ve cevabı: 

- Peki, ne yapmayı düşünüyorsun?
- Hiçbir şey. 

6 Şubat 2018 Salı

Yer fıstığını çok özlerim

En çok neyi özleyeceğimi düşündüm. “Yer fıstığı herhalde” dedim. Ben ölünce birilerinin kabuğunu çıtırdata çıtırdata yer fıstığı yiyecek olması çok dokundu. Hele bir de yanında buz gibi bira içecekleri aklıma geldi. Üzerlerine dökülmüş kabukları şöyle bir silkip tuvalete gideceklerini, mesaneyi boşaltıp rahatlayacaklarını, hangi sabunla –hoş kokulu sıvı mı, zeytinyağlı kalıp mı– ellerini yıkayacaklarına karar vereceklerini. Su çok soğuk yahut sıcak geldiyse ılıtacaklarını. Hangi havlunun kendilerine ait olduğunu hatırlayıp ellerini kurulayacak ve yeniden koltuğa gömüleceklerini.

30 Kasım 2017 Perşembe

Günün Sözü [029]

"Çehov olmak için çıktığım yolda blogcu baba oldum." 

(Güney Ongun, 35. Bu da bir şeydir deyip geçiyor.)  

31 Ekim 2017 Salı

Bir Ankara Belediyesi: Melih G. II

Serinin ilki için tıklayınız.  

Yıllar evvel Ankara’dan ayrılırken ve geride bıraktıklarıma üzülürken tek bir avuntum vardı, o da artık Melih Gökçek’ten kurtulmuş olmak… Şehre üniversite tahsili nedeniyle taşındığım dönemde Melih Gökçek, Emin Çölaşan’la atışan, ondan kazandığı tazminatlarla Kızılay’da döner-ayran dağıtan “lokal” bir figürdü.

Bunun yanında, Atatürk Orman Çiftliği’nin tabelasını Atatürk O.Ç. şeklinde değiştirmesi hasebiyle, rejimin kurucusuyla ilgili olarak “sessiz çoğunluk” tarafından o vakte kadar fısıltıyla konuşulanları, o rejimin başkentinde görsel bir dile çeken ilk kişiydi. (Birikim okurlarına yönelik bu ifadeyi hâlka indirgersem: Yakın zamanda ekranlarda, köşe yazılarında aleni bir şekilde dile getirilen, annesinin genelevde çalışmasından kendisinin erkeklerle olan münasebetlerine kadar on yıllardır meclislerde fısıltıyla konuşulup bıyık altından gülünen mevzulardan, dedikodulardan bahsediyorum. Aynı sözlü kültürden gelen Recep Tayyip Erdoğan bu olaydan yıllar sonra yapacağı bir konuşmada, "Cumhuriyet'in kurucuları" Mustafa Kemal ile İsmet Paşa’dan “iki ayyaş” diye bahsedecekti ki bu göndermenin de bu sohbetlerde ciddi bir karşılığı, referansı vardır).

20 Ekim 2017 Cuma

Günün Sözü [028]

"Ben çok büyük olmak istemiyorum. Çok büyük olunca düşüyorum yere." 

(Hazar, 3. Ailesi gizli gizli Sadık Hidayet okuduğundan şüpheleniyor.)   

7 Eylül 2017 Perşembe

"Güzel günler"

Bayram ziyaretinde anlattı. 

Yaşadıkları onca sıkıntıdan yorgun düşen babaannem bir gün dedeme, “Rahmi bey, bu kötü günler ne zaman bitecek?” diye sormuş. O da, “güzel günler geride” cevabını vermiş.