30 Kasım 2017 Perşembe

Günün Sözü [029]

"Çehov olmak için çıktığım yolda blogcu baba oldum." 

(Güney Ongun, 35. Bu da bir şeydir deyip geçiyor.)  

31 Ekim 2017 Salı

Bir Ankara Belediyesi: Melih G. II

Serinin ilki için tıklayınız.  

Yıllar evvel Ankara’dan ayrılırken ve geride bıraktıklarıma üzülürken tek bir avuntum vardı, o da artık Melih Gökçek’ten kurtulmuş olmak… Şehre üniversite tahsili nedeniyle taşındığım dönemde Melih Gökçek, Emin Çölaşan’la atışan, ondan kazandığı tazminatlarla Kızılay’da döner-ayran dağıtan “lokal” bir figürdü.

Bunun yanında, Atatürk Orman Çiftliği’nin tabelasını Atatürk O.Ç. şeklinde değiştirmesi hasebiyle, rejimin kurucusuyla ilgili olarak “sessiz çoğunluk” tarafından o vakte kadar fısıltıyla konuşulanları, o rejimin başkentinde görsel bir dile çeken ilk kişiydi. (Birikim okurlarına yönelik bu ifadeyi hâlka indirgersem: Yakın zamanda ekranlarda, köşe yazılarında aleni bir şekilde dile getirilen, annesinin genelevde çalışmasından kendisinin erkeklerle olan münasebetlerine kadar on yıllardır meclislerde fısıltıyla konuşulup bıyık altından gülünen mevzulardan, dedikodulardan bahsediyorum. Aynı sözlü kültürden gelen Recep Tayyip Erdoğan bu olaydan yıllar sonra yapacağı bir konuşmada, cumhuriyetin kurucuları Mustafa Kemal ile İsmet Paşa’dan “iki ayyaş” diye bahsedecekti ki bu göndermenin de bu sohbetlerde ciddi bir karşılığı, referansı vardır).

20 Ekim 2017 Cuma

Günün Sözü [028]

"Ben çok büyük olmak istemiyorum. Çok büyük olunca düşüyorum yere." 

(Hazar, 3. Ailesi gizli gizli Sadık Hidayet okuduğundan şüpheleniyor.)   

7 Eylül 2017 Perşembe

"Güzel günler"

Bayram ziyaretinde anlattı. 

Yaşadıkları onca sıkıntıdan yorgun düşen babaannem bir gün dedeme, “Rahmi bey, bu kötü günler ne zaman bitecek?” diye sormuş. O da, “güzel günler geride” cevabını vermiş. 

17 Ağustos 2017 Perşembe

DİYALOGLAR IV

Dün akşam bana bir insanlık dersi verip utandıran oğlumdan özür diliyor, bu uzun yolculukta kendisine başarılar diliyorum.

“Sınıftaki arkadaşlarını seviyor musun?”
“Hayır. Bizim sınıfta bir çocuk var, bak kolumu sıktı. Yatağımı çekiyor.”
“Öğretmenine söyledin mi?”
“Hayır.”
“O zaman sen de onun kolunu sık.”
“Baba, bu dediğin çok yanlış.”
“Ama senin canını yakıyor?”
“Böyle kazalar olabilir.”  

15 Haziran 2017 Perşembe

Tanırım, samimi çocuktur


Bu hafta elimde pek metin yazımı işi olmadığı için büyük toplumsal tahlillerime devam ediyorum. Şimdi bu kitap afişini analiz edeceğim: “Tarık Tufan’ın samimi anlatımıyla”. Tarık Tufan kim? İşte orada fotoğrafı var. “Yeni Kitap” diye belirtilmiş demek ki bolca eski kitabı var ve onlarla karıştırılsın istenmiyor. Yani talep yüksek. Üzerinde duracağım husus afişteki “samimi anlatım” kısmı.

Güle güle Reis


Büyük takımların, köklü kulüplerin gelenekleri vardır. Bunların çoğu idrak etmeye pek de lüzum olmayan şeylerdir. Mesela Arsenal’de takım kaptanı maç günü uzun kollu giyerse tüm takım uzun kollu, kısa kollu giyerse tüm takım kısa kollu giyer. Selçuk Şahin, Fener’de iken yedek kulübesindeki yerine başka kimse oturamaz. Galatasaray maçlarından sonra takım galipse Sabri üçlü çektirir. Sneijder takıma yeni katıldığı zamanlarda maç sonu Sabri’ye öykünüp üçlü çektirmeye çalıştığında takım arkadaşları onu uyarmış, o iş Sabri’nin diye. Sonra Sneijder gollerine devam edip tribünleri coşturdukça üçlü çektirmeyi sürdürdü. Ses eden de pek kalmadı. En nihayetinde Sabri işte...