Galaksi Üzerine Tezler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galaksi Üzerine Tezler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2015 Perşembe

Galaksi Üzerine Tezler [005]

Araplardan Neden Nefret Ediyoruz?

Yıllar yıllar evvel, başkent Ankara’da yaşarken bir arkadaşımıza yolda CD satan çocuklar musallat olmuş, korkarak eve gelmişti. “Kimdir, necidir?” diye sorduğumuzda konuştukları dil üzerinden bir çıkarsama yaparak, “Araplardı” demişti. O dönemde Ankara’daki tek Arap, fakültenin birinci sınıfındayken kaldığım yurdun Sudanlı müdürüydü. Gençken Ankara’ya veterinerlik okumak için gelmiş sonra da orada kalmıştı.

Galaksi Üzerine Tezler [004]

Allah Var Babaaanne Yalan 

Sürekli "gerçek İslam"ın bu olmadığından yakınılıyor. Babaannelerimizden, anneannelerimizden öğrendiğimiz din bu değilmiş. 

Bilirsiniz anneler babalar türlü nedenlerle çocuklarından esirgediği ilgiyi, misliyle çarparak torunlarına gösterir. Onların her dediğini yapar, suyundan gider vs.. O nedenle "babaannelerimiz, anneannelerimiz" bizi aldatmış olabilir. Yani gerçek din bu olabilir. 

Allah var yani babaaanne yalan. 

Zaten kısaltması olmayan yaşlılığın olduğu, "Grannnyy!!" diye kimseye seslenilemediği bir toplumda demokrasi de gelişmez. Demokrasi gelişmeyince laiklik de olmaz. Laiklik olmayınca neler olduğunu size dedeniz anlatır. 

Hahahaah. Delirdiğim için bitişi Yılmaz Özdil style yaptım.   


21 Nisan 2015 Salı

Galaksi Üzerine Tezler [003]

Hiçbir şey eskisi olmaz mı Cehennem?  

Herkes bir şeylerin yittiğinden, birilerinin gittiğinden yakınıyor. İlkokul çocukları dahil.

İnsanlar ölüyor, “ardından bir devir bitti” diyorlar. Sonra başkası ölüyor, “bir devir bitti” diyorlar. 

Sonra başkası sırf onları yalanlamak için “ışığa yürüyor” ve hoop sana bir devir daha bitti.

Bunda öyle iddialılar ki, hayat değil de deniz kenarında içkili lokanta olsa bu hesabı ödemek için birkaç arkadaşa telefon açmak zorunda kalabilirler.  

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyorlar.

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyorlar.

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyorlar.

Peki, “kardeşim burada oturmuş Galaksi Üzerine Tezler yazıyorsun, senin gittiklerinden sonra devrin kapanacağını düşündüğün kimse yok mu?” diye soracak olursanız, cevabım “hayır” olur.

Peki, “hiç mi yok?” diye ikinci bir soru gelirse, o vakit “evet” derim. 

Bu gömleklerin, pantolonların sarkan iplerini çakmakla yakan amcalar var ya, onlara bir şey olursa dayanamam. Onlar giderse bir devir biter benim için, hiçbir şey eskisi gibi olmaz, hem de hiçbir şey. 

Benim de zayıf noktam bu. 

*Bu yazı Galaksi üzerine tez olmadı, daha böyle Pazar yazısı kıvamında oldu. Sürekli büyük tahliller yapmak beni yordu, bir miktar halden düşürdü. O nedenle bir süre ara verebilirim ya da vermem. 

7 Nisan 2015 Salı

Galaksi Üzerine Tezler [002]

İttin mi?

Kimse farkına dahi varmaz ama bugün basküle dördüncü kez çıktıktan, kapıyı üç kez kilitledikten, ütüyü fişten altı kez çektikten sonra dahi bazı şeylerden hâlâ emin olmamamızın nedeni, bazı sorulara halen cevap vermemiş olmamız değil, bilakis bunları hiç sormamamız, böyle bir sorunun farkına dahi varmamamız. Sıkıntı yok, “Galaksi Üzerine Tezler” tam da bu nedenle var.

Misal, devr-i Osmaniye’de kurulan cümlelere baktığımızda yüklemin “iddin”, “eddin”, “ittin” şeklinde Türkçeleştirildiğini görürüz. Yani, cümle içi ağırlıklı Arapça ve Farsça kelimelerden müteşekkil olsa da sonunda Türkçe biter. 

Cumhuriyet devriyle birlikte başlayan Türkçeleştirme çalışmalarıyla birlikte özne, tümleç, yüklem Türkçeleştirilir ama cümle Türkçeleşmez. Çun ki bağlaç ya Arapça yahut Farsçadır.

Elinde olanla bir şeyi başka bir şeye bağlayamıyorsan en azından bitirmelisin. Bunu Osmanlı idrak etmiş, belki bu sayede 4 cihana hükmettikten sonra efendi gibi çekip gitmeyi bilmiştir. 


Peki, son Osmanlı padişahının adının Vahdeddin olması
bu tezimi kanıtlamıyor da ne yapıyor? 


  

3 Nisan 2015 Cuma

Galaksi Üzerine Tezler [001]

Peki, O Yaşadıklarımız Neydi? 

İlk tezimde bugün okuduğum bir yazıdan hareket ediyorum. Celal Üster, Onat Kutlar’ın öldürülmesinin 20. sene-i devriyesinde kendisiyle nasıl tanıştıklarını, bu tür metinlere özgü büyülü bir dille anlatmış. “1965 yazı. Aylardan Ağustos. Çocukluğumdan beri olduğu gibi o yaz da Büyükada’dayız” diye başlıyor. Sinematek’in kurulduğu haberini alıp Beyoğlu’ndaki derneğe üye oluyorlar. İnanılmaz mutlular ve derneğin hemen yakınındaki Çiçek Pasajı’na geçiyorlar, üyeliklerimizi diyor, “Bir büyük Arjantin bira ve midye dolmayla kutlamıştık.”

Bu tür yazılarda oldukça sık rastlandığı gibi bahsi geçen kişiler, mekânlar, sokaklar, sokak köpekleri her şey bir başka. İnsanlar insan, sinema mekânları sinema mekânı, sokak köpeği sokak köpeği. Her şey kâinatın o ilk yaratıldığında uyulan emir gibi düzenli, terbiyeli ve olması gerektiği gibi, hatta ondan daha fazlası.

Girişten sonra tezimin can alıcı kısmına geliyorum... 

Biz sevdiğimiz şairlerin, yazarların, gazetecilerin İstanbul merkezli hayatlarını Anadolu’nun çeşitli kesimlerinde yaşayan taşralı çocuklar olarak büyük bir hevesle, onlara imrenerek okuduk. Günü geldi, Celal Üstervari yazılardan etkilenip Çiçek Pasajı’na gittik, büyük bir Arjantin bira - ki Arjantin bira zaten büyükmüş - yanına da midye dolma söyledik, bir şeyler kutlayalım dedik, kutlayacak bir şey aradık. Ne kutlama kutlamaya benzedi, ne de o “büyük Arjantin bira”dan keyif aldık.

Peki, sorun neredeydi?

Taşralılar olarak bizim medeniyet, kültür sandığımız şey aslında bir ahbap çavuş ilişkisiydi. Bir hatıraydı. Bir hakikat değil nostaljia’ydı. bu da o yıllarda yazlarını Büyükada'da geçirme lüksüne sahip olanları saymazsak diğer taşralıların anlatısıydı. Sonra bizler de o medeniyete ait olmak istedik. Mekânlarla, kişilerle hep olmayan bir bağ kurmaya çalıştık. Medeniyet üstüne medeniyet kurduk. Eşimiz, dostumuz, gittiğimiz lokanta, pastane, meyhane, çayhane hep şahane ve şiirseldi.

Bu durum sırf "sağda olmayanlar"a özgü değil. Geçenlerde bir ahbabım 60’larda muhafazakâr camianın hatırı sayılır bir şahsiyetinden büyük bir övgüyle bahsedildiği bir meclisteymiş. Bu üniversite hocasının öğrencilerinden biri adamı öyle bir anlatmış ki millet aşka gelmiş. Fıkra bu ya, bu zatın başka bir öğrencisi de oradaymış ve bu kişinin hiç de anlatılan biri gibi olmadığını dersi odun gibi anlattığını söylemiş. 

Şimdi gözlerinizi kapatın ve şu yaşınıza kadar duyduğunuz okuduğunuz buna benzer trilyonlarca hikayeyi hele bir düşünün, sonra bana hak vermezseniz, ilk elin günahı olmaz diyerek daha sağlam analizlerle karşınıza çıkmayı taahhüt ediyorum. 

2 Nisan 2015 Perşembe

Galaksi Üzerine Tezler



Sosyal medyayla ilişkimi – instagram’daki çağdaş sanat paylaşımlarımı saymazsak – bitirdim. Zaten eğer aynı işte çalışmıyorsak ve çalışmadıysak görüşüp ettiğim insan sayısı da az. Sürekli arayan eden çoğunlukla telefonda görüştüğümüz, yılda birkaç defa bir araya geldiğimiz bir iki, hadi üç dört dostum var, çok şükür. 

Çocuk sahibi, evli, kira-fatura derdinde, iş yerindeki odasında bir köşeye sığınmış, yaklaşık on senedir birbirinden farklı mesleklerde çalışan ve asosyalmedya biri olarak artık büyük insanlık tahlilleri yapma zamanım geldi diye düşünüyorum. Hakkında konuşamayacağım şey sayısı çok az. Yani içinde harf geçen neredeyse her şey hakkında konuşabilirim. Malum ömür kısıtlı, konuşulan birçok şey kayıt dışı. Şunca zaman boyunca yaptığım birçok tahlil arkadaşlarım tarafından hatırlatılmıyorsa unutulup gitti. Artık buna izin vermemem gerektiğini düşünüp “Galaksi Üzerine Tezler” adını verdiğim derin spekülasyonlar serisine başlayacağım. Bunun yanında büyük bir ilgi gören ve okurların yolda denk geldiklerinde deliler gibi çığlık atıp tişörtümü yırttıkları “Günün Sözü” de devam edecek merak etmeyin.

Çok yakında… Hatta ilk tezimin büyük bir kısmını yazdım ama şimdi uzun metin okunmaz, o kadar yoruma yazık olmasın diye hemen yayınlamıyorum.