Tahran’ın en gariban semtlerinden birinde yaşayan Hanım Talepzade yıllardır kazandığı parayı elinden alıp uyuşturucuya yatıran kocasından yeni ayrılmış, iki çocuğuyla birlikte didinip dururdu. (Asghar Farhadi’nin Jodaeiye Nader az Simin [Bir Ayrılık] filmindeki Hanım Razieh’i izlerken aklım hep Talepzade’ye gitmişti.) Ofisin temizlik ve yemek işlerinden sorumlu olan Talepzade, daha önce kahramanlık hikâyelerinden bahsettiğim Cafer Bey ile birbirini tamamlayan harika bir ikili oluştururdu. Cafer Bey nasıl söyleneni değil bildiğini uygulamada ustaysa Talepzade de bu konuda fahri doktorayı hak ederdi. Onlarla yaşarken mahallelerde bütün gün çocuklarına bağıran teyzeler gibi bir şey olmuştum.
iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Mart 2012 Pazar
20 Kasım 2011 Pazar
Taarrufu Anlamayan Nesle Aşina Değiliz
İş yerinden eve taarruf getirenlere
İran’da birini ziyarete gittiğinizde orada bulunmanızdan duyulan mutluluktan bahsedilirken, konuşma esnasında size methiyeler düzülür, telefon görüşmelerinde hal hatır sormaktan konuya girilemez, asansörden inerken insanlar size, “arkamı döndüğüm için beni bağışlayınız” türünden laflar eder; taksi şoförü, bakkalı, kasabı uzattığınız parayı almamakta direnir... Bir ülke değiştirip bu kadar değerli biri haline gelmenizin altında taarruf adı verilen bir geleneğin olduğunu anlamak için biraz zamana ihtiyacınız vardır. Taarruf, insanların bir gelenek olması nedeniyle nezaket göstermesi şeklinde tarif edilebilir. Yani, karşınızdaki size kendinizi Ürdün Kralı Hüseyin gibi hissettirecek laflar ettiğinde, evine ya da iş yerine yaptığınız ziyaretten ne kadar mutlu olduğunu ballandıra ballandıra anlattığında yahut yemeğe kalmanız için diller döktüğünde, bindiğiniz taksinin şoförü uzattığınız parayı almamakta ısrar ettiğinde vs. bunların hepsi taarrufa girer. Ve neyin taaruf olup olmadığını anlamak için ya orada uzun süre yaşamanız yahut bir paranoyak olmanız gerekir. Bir keresinde İran’ı ziyaret eden bir köşe yazarının Türkiye’ye dönünce, “İranlılar çok misafirperver, taksi şoförüne para verdim, almadı” şeklindeki bir yazısını okumuştum. Sometimes taaruf happens.
Etiketler:
iran
25 Eylül 2010 Cumartesi
Cafer Bey ile Güney Efendi'nin Maceraları III: Bu Sevda Bitmez
Şu blog yazma muhabbetine kafasında bir dünya fikirle giren ben, konu Cafer Bey olunca apıştım kaldım gerçekten, neye ne şekilde başlayacağımı bilemedim. Çünkü zat-ı muhterem beni hayatta en çok şaşırtan, zamanla bunları dünyanın en doğal şeyiymiş gibi kabul etmeme yol açan ve o ana kadar başıma gelmiş türlü türlü garipliklerin (bunlardan bi gece uykum kaçarsa bahsedeceğim) elle tutulur, gözle görülür haliydi.
İlk günlerimiz bir otorite mücadelesi şeklindeydi. Kendi kafasından şirketin İran’daki “muduru” olduğuna kanaat getirmiş olan Cafer Bey’e iş yaptırmak başlangıçta oldukça zordu. Ayrıca bir yere falan gönderdiğimizde yoldan arabasına müşteri alıyor, önce onları bırakıp sonra işimizi halletmeye gidiyor ve haliyle o saate kadar beyler evlerine gittiğinden Cafer Bey yolda kurduğu fanteziyle ofise geri dönüyordu: “efendiim olar orda buyuk bi bena vaar, heh men oraya özüm gitmişem ama goymadı oranın agası, nemenem diyim ben size, onu orda tapamamışam, afediyosunuz.” Bir şey anladınız mı? Ben de başlarda anlamıyordum, sonra anlamamaya ruh sağlığım açısından devam ettim.
Etiketler:
boys anılar,
iran
26 Ağustos 2010 Perşembe
Cafer Bey ile Güney Efendi'nin Maceraları II: Flaşbek benim ruhumda var
Maceramızın ilk bölümdeki korku, şiddet, alay, sinizm ve hadi bi de romantizm dolu sarcastically oriental giriş sadece siteye daha fazla okur çekmek için ve “aaa bak gerçekten anlatıldığı kadar kötüymüş, bak bak çocuğun başına daha uçakta neler gelmiş şeklinde yorumlara varılarak, o halde memleket İran’a hatta İranair’e benzemesin! Referandumda hayır verelim!” şeklinde kitleleri harekete geçirmek için yapılan basit bir hileydi sevgili okur.
Etiketler:
ankara,
boys anılar,
iran
24 Ağustos 2010 Salı
Cafer Bey ile Güney Efendi'nin Maceraları: Hoşgeldiniz Güney Bey!
Babamın tavsiyesine hep uydum:
“Oğlum bu mahallede kalırsan öğreneceğin üç şey olur: tavla, okey ve iç çekmek” Az ama uz, gittim.
Fakat İran’daki hayatım “bu gitmeler gitmek değil”de bahsedilen türdendi.
----
Etiketler:
ankara,
boys anılar,
iran
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

