annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2018 Salı

12

Bugün babamın seneidevriyesi. Yine sabah erkenden annemi aradım. “Cuma günü dua okutucaz” dedi. Bu üç gün herkes doluymuş. Telefonu kapatmadan önce beni teselli etmek için bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetti: “Güzel günlerde ölürüz inşallah”.

16 Mayıs 2017 Salı

Benim hâlâ sorunum var

Oğlum ayakkabılarını çıkarmak istemiyor, oğlum montunu çıkarmak istemiyor, oğlum şapkasını çıkarmak istemiyor. 30 derece sıcakta montla oturuyor, ayakkabılarını çıkarması gerektiği için kreşteki oyun gruplarına katılmıyor, berberde dahi şapkasını çıkarmaya direniyor. Pedagoga göre bunun bir nedeni işe giden anne-babaları kaybetme, onlar tarafından bırakılma korkusuymuş. Tuvalet alışkanlığı kazandığında düzene girebilirmiş ama ileride daha büyük sorunlara yol açmaması adına şimdiden üzerine eğilmekte fayda varmış. Kapıdan çıkarken bunları hızlıca anlattığım annem, “sen de 3 yıl kırmızı botlarını çıkarmamıştın, bir şeycik olmaz, bak sonunda sorunları olan biri mi oldun” dedi. Merdivenleri ağır ağır inerken kapıda beni uğurlamak için bekleyen anneme boynumu çevirip “evet anne, benim çok sorunum var” diye cevap verdim. Annemin "ne derdi olabilir ki acaba" şeklindeki bakışlarını izleye izleye aşağı inmeye devam ettim.  

20 Mart 2015 Cuma

Günün Sözü [010]

"Ben bunu sadece doğurdum; başka hiçbir şeyine karışamadım."

(Hikmet Ongun, 58. Bu sabah da oğlunu "Kürtler"in peşinden gidiyor diye eleştirdi ve Cuma'ya gitmeye ikna edemedi. Çocuk evden çıkarken arkasından böyle bir serzenişte bulundu.)


23 Şubat 2015 Pazartesi

Vıcık vıcık aileler

Sabah annem durduk yere, “Bakma, ben sizinle küçükken çok ilgilendim, üzerinize titredim. Babanız da sizi çok severdi. Sevgisini belli etmezdi. Biz öyle sürekli çocuklarını öpen eden vıcık vıcık ailelerden değildik” dedi. Ben de, “Biz de sizi çok severdik ama benzer nedenlerden ötürü bunu belli etmezdik anneciğim” diye cevap verip fili c6'ya koydum. 

26 Eylül 2014 Cuma

Gazımızı Çıkardık, Sıkıntımız Bâki

32 yaşında, içinizdeki o tarifi imkânsız boşluğun nedeninin zamanında annenizin sizi yeterince emzirmemesi, birkaç günlükken bağrına basmaması olabileceğini öğrendim. Yani, vaktiyle eğer anneler çocuklarına karşı biraz daha ilgili yahut bu hususta bilgili olsa idi Fransız sineması diye bir şey dahi olmayabilirmiş.

12 Haziran 2012 Salı

İğne


Ekim 2002
Ankara, DTCF

Televizyonda bir psikolog şöyle diyordu: “Çocuğunuzun yaşı kaç olursa olsun, odasına girmeden önce kapısını çalın. Bu olay onda, burası benim alanım, alanıma ve bana saygı gösteriliyor düşüncesi uyandırır. Çocuğun sağlıklı bir birey olmasında bu olay çok etkilidir.”

Herhalde, aidiyet duygusu kazanmayayım diye, küçükken annem beni misafir odasına yatırırdı. Niyeti önceden belirlenmiş bir alanda yaşamak... Belki de annem, hepimizin bu âlemde “bir ömürlük misafir” olduğunu çok küçük yaşlarda öğrenmemi istedi. Fakat ben bu “tasavvufi” düşünceye rağmen, orada Nazım’ın Memet’e tavsiyesi gibi, babamın eviymiş gibi yaşadım. Uzun zaman kendime ait bir alanım olmadıysa da kendime ait bir dünyam, bir iğnenin ucunda bile olsa her zaman oldu. Yatağım uzun yıllar iki koltuğun birleşmesinden oluştu, şöyle okul dönüşü kendimi atacağım bir odam, duvarlarında zekamı geliştirecek, bana duygu zenginliği katacak imgeler yoktu. Zaten odanın rengini de annem belirliyordu, bense rengarenk âlemimdeydim. Geniş bir hayal gücüm, annemle paylaşamadığım bir iğne ucum vardı. Bu yüzden beni, benim kadar çocuk, yengem büyüttü. Alt katımızda oturuyorlardı, aramızdaki tek fark ise, patates kızartması yapabilmesi ve bunu bakır bir tepside, sürme peynir, tereyağı ve çayla sunabilmesiydi.

22 Mayıs 2012 Salı

Kırmızı, siyah, sarı / Bütün çocuklar aynı


Evvel zaman içinde yine tarifsiz görev tanımı olan bir işim olmuştu. Annem “sana bir şey sorucam ama kızma” şeklindeki girişlerinden birini yapmış ve yıllardır kafasını kurcalayan soruyu sormuştu: “Oğlum biz seni bu kadar okuttuk ettik ya hani, komşular sorunca ben ne iş yapıyor diyeyim?”

Bence aileler bir çocuklarını komşular sorduklarında böyle bir çırpıda söyleyip övünecekleri meslekler edinmeleri için ayırmalılar. Oğlunuz ne iş yapıyor? Kendisi polis. Bitti gitti işte. Bu ülkenin yetişmiş saygın beyin gücünün arkasında komşular vardır.

Gerçi etrafta proje dosyası yetiştirir gibi çocuk büyüten genç nesiller görüyorum. Hiçbir şeyi eksik olmayacak, çok başarılı olacak mantığı diz boyu. Komşuluk bittiği için mi böyle davranıyorlar bilemiyorum.

8 Mayıs 2011 Pazar

Allah'ın Hikmeti

Anne, ne olurdu bu gece de televizyonun karşısında uyuyup kalmasaydın, her uyandığında izliyor izlenimi vermek için film ile ilgili yorum yapmasaydın, çünkü bunu ikinci bilemedin üçüncü kez yaptığında zaten o film bitmiş, yerine yenisi başlamış oluyor.

Hâlâ sabahın köründe uyanıyorsun. Anne, artık ne işe yetiştirmen gereken bir kocanla oğlun, ne de okula yetiştirecek bir ufaklığın var. Kimi emekli oldu, evlendi, başka şehre taşındı. Bunca yıldır evin hergeleleri için erkenden uyanmaya alışmışsın biliyorum, ister istemez göz kapakların hala “acaba birini geç mi bıraktım?” der gibi aralanıyor sabahları. Anne, artık sabahın o ilk ışıklarını yatağında döne döne, fosur fosur uyuyarak karşılasan diyorum. Hayatın o en tatlı “bi 5 dakika daha uyuyayımlarını” yaşa. Çocuğun okulunu, kocanın işini, akşam yemeğinde bugün neler yapacağını, sürekli kirlenen evin nasıl temizleneceğini, komşuda görüp beğendiğin dantel takımlarını, örgü desenlerini hiç düşünmeden, melekler gibi uyu...

Yıllardır ister istemez soyunduğun rolün, geçen yılların, buruk tazminatı bu.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Rutkay Azizler ve Oğulları


Bloğumda çocukluk anılarıma yer vermem bir süreliğine yasaklandığı için, işten eve yürürken zihnimi meşgul eden hususlarla karşınızdayım.   

İlk haberimiz İngiltere’den...

Türk vatandaşlarının tahliyesini manşetlerine taşıyan İngiliz gazeteleri, aynı konuda kendi hükümetlerini suçlayarak "Türkler yaptı, biz yapamadık" demişler.  

İngilizler, Arap dünyasına model olarak gösterilen ülkemizin önünü kesmek için artık eski güçleri de kalmadığından bilinen en eski ve en masrafsız bir yöntem olan pohpohlamayı seçtiler herhalde. Geçenlerde ülkemizi ziyaret eden Londra belediye başkanı, gazeteci Ali Kemal’in torunu Boris Johnson, İstanbul’daki havaalanlarını övüp, İngiltere’deki apron genişletme çalışmalarının bürokrasiye takıldığından yakınırken, şimdi de İngiliz gazeteleri yukarıdaki şekilde açıklama yapmışlar.
Bence bu tür oyunlara gelmeyelim ve Kurtlar Vadisi haritasına göre 2023’te dünyayı ele geçirene kadar efendiliğimizi bozmayalım.