ben yürürüm yane yane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben yürürüm yane yane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2012 Pazar

Sen de bir anadan doğmadın mı Sun Yang?

En güzel tatil henüz gidilmemiş olandır / En güzel Serdar Ortaç şarkısı henüz bestelenmedi

Tatil notlarıma bir şiir ile başlayım dedim fakat en güzel kulaç henüz atılmamış diyemeyeceğim çünkü hasmını tokatlar gibi yüzen adamlar tarafından az önce atıldı. Keşke her gün olimpiyatlar olsa da o Yunan büstleri gibi adamları, kadınları izleyip ne kadar yamuk yumuk insanlar olduğumuzu daha bir fark etsek. Bu anlamda olimpiyatların dört yılda bir yapılmasının nedeni geçen süre içerisinde kendimizi ruhsal ve bedenen toparlayacak vaktin bize sunulması olabilir. Antik Yunan her şeyi düşünmüş. Zira herkesin Selanik’ten geldiği fakat oraya da Konya’dan gittiği yalnız ve güzel ülkemizin olimpiyatlardaki başarısızlığının sebebi de bu olabilir. Nasıl olsa dört yıl var, hazırlanırız deyip üç ay kala idmanlara başlanıyor olması muhtemel. Bir sıkı dostun dediği gibi, “bizimkiler kulaç attıkça geriye gidiyor.”

Türkleri aşağılamak 90’ların modasıydı, o nedenle kısa kesiyorum. Artık bilindiği üzere, dönem kendimizle ne kadar övünsek az dönemi ve bunun için atanmış bakanlar var.

Mağrur olma Sun Yang senden büyük Allah var.

Adama bir tatil yaptırmadınız ülke gündemi. Sahilde de zaten Şemdinli’de neler olup bittiğiyle ilgilenen, Siti ananın "serbest bırakılması"na sevinen bir ben vardım bir de evren.

14 Ağustos 2011 Pazar

Marine edilmiş brokolili vedatmilor

'Yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüğünü anlat' diye bir deyimimiz var ya, bunun başka diyarlara gidemeyenlerin doyurmak istedikleri merakın yanında yenilen içilen şeyin anlatılmasının taşıdığı ayıp kıvamında bir anlamı var. “Dün akşam yengeniz 'afedersiniz' köfte yapmış” cümlesini kuran üç kişi daha geçen gün öldü. Artık en iyi et, balık nerede yenir, nerenin mezesi, kalamarı, kuru fasülyesi pilavı en iyisidir, nerede iyi kahvaltı yapılır, daha önce yemişlerin ballandırmalarından yola çıkarak biliyoruz. Kimimiz bu bilgiyi ulvi amaçlarla kullanıyor da...

Yeme-içme muhabbetlerindeki göz nurumuz tabii ki o yedikçe bizim doymuş gibi olduğumuz, o ağzını sulandırdıkça salyalarımızı akıttığımız Vedat Milor kaptan. Biz zaten yemeği değil yedirmeyi seven bir milletiz. Suşiye konulması gereken pirinç miktarından iyi bir çöp şişin kaç dakika kızartılması gerektiğine kadar oturup her şeyi ondan öğreniyoruz. Yemeğini beğenmediği yerlere karşı bir kin kaplıyor içimizi. Tabelası olmayan, yolunun zor bulunduğu, geçen arkadaşların dediği gibi 'batmak üzere olan işletmeler' Milor'un çok hoşuna gidiyor.