yeni medya düzeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni medya düzeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Ekim 2012 Pazar
Maslak’ın ortasında var bir çeşme
Üniversitenin son senesinde belki bir gün lazım olur diye formasyon almaya çalışıyordum. Derslerin birinde bu Doğan Cüceloğlu-Üstün Dökmen ekolünden bir hoca, bir günün içerisinde dört mevsimi yaşamamız gerektiğinden bahsediyor, bana göre birbirinden olanaksız başarı hikayeleri anlatıyor ve bizleri yepyeni bir hayata hazırlıyordu.
Bir ara dayanamayıp kendisine, “Hocam, şu hayatı, halimizi hiç görmüyor musunuz? Bir günde dört mevsimi yaşamak da nedir allahaşkına?” diye sorduğumda, hoca “siz herhalde ilk derse gelmediniz, ben bu soruların cevabını o derste vermiştim” dedi. O derse katılamamış olmam hayatımdaki en büyük pişmanlığımdır.
24 Mayıs 2012 Perşembe
Derin mevzular besliyorum sana karşı
Ah şu işe gelirken düşündüğüm şeylerin yarısını yazıya geçirebilsem en Almancasıyla muhteşem olacak. Hatta geçen düşündüklerimi kaydedeyim diye hamle yaptığım an düşünmekten vazgeçtim. Anladım ki, o yola özgü fikirler bunlar, bir tayfuntalipoğlu duyarlığının iç sesi. Beni sabah yolda gördünüz, selam etmeden yanımdan geçin yoksa insanlık kaybeder.
Bu sabah Erdoğan kardeşleri düşündüm, bu sabah onları anneleri düşünmüş müdür bilmiyorum ama ben düşündüm. Yılmaz Erdoğan’ın günde 5 vakit ezan okunan bir ülkenin sinemasında ezan sesi neden yok sorusu devletten yeni projesi için aldığı 400 bin yeni işaretiyle türk lirasıyla aynı döneme denk gelince olay olaylar… Bence getirdiği eleştiride hiçbir sorun yok, asıl nokta iki kardeşin de “adamlar 8 dizide oynuyorlar bir de gidip tiyatrodan para alıyorlar” demeçleri. Öncelikle, arkadaşım size ne? Devleti savunmak, herkes bitti, büyüklerimiz “Ahmet Mehmet gibi" öldü de size mi düştü?
Etiketler:
yeni medya düzeni
11 Mart 2012 Pazar
Arif'in Manchester'a attığı golü ararken...
Ankara’daki İran Kültür Merkezi’nde Reza adında bir Farsça hocamız vardı, o anlatmıştı. Uğur Mumcu suikastı sonrası Kızılay taraflarında yürürken, yolda kendisini gören komşularından biri, onu kalabalığa işaret edip, “Bu adam İranlı!” diye bağırmış. Sonra insanlar hocanın üzerine doğru koşmaya başlamışlar. Hoca da korku içinde kaçarak oradan uzaklaşmış. “O gün onlardan neden kaçtığımı hâlâ kendime izah edebilmiş değilim” demişti.
Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden sonra internet hızıyla suçluluğuna kanaat getirilen İran, bilindiği üzere yıllarca ülkemize bir korku öğesi olarak hizmet vermişti; mahallede cam kırılsa rejim İranlılardan bilirdi. Sonrasında yakalanan ve “suçlarını itiraf eden” İran kaynaklı faillerin yer gösterme esnasında bu neticeye kitlenmiş kamuoyunu değilse de aile üyelerini ikna edemediğine de şahit olmuştuk. (“Kardeşim hayatta olsa Silivri’de olurdu” diyen Ceyhun Mumcu’ya karşın, en azından çocuklarının Mumcu suikastındaki derin ilişkileri bu şekilde okumadıklarını düşünüyorum.)
Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden sonra internet hızıyla suçluluğuna kanaat getirilen İran, bilindiği üzere yıllarca ülkemize bir korku öğesi olarak hizmet vermişti; mahallede cam kırılsa rejim İranlılardan bilirdi. Sonrasında yakalanan ve “suçlarını itiraf eden” İran kaynaklı faillerin yer gösterme esnasında bu neticeye kitlenmiş kamuoyunu değilse de aile üyelerini ikna edemediğine de şahit olmuştuk. (“Kardeşim hayatta olsa Silivri’de olurdu” diyen Ceyhun Mumcu’ya karşın, en azından çocuklarının Mumcu suikastındaki derin ilişkileri bu şekilde okumadıklarını düşünüyorum.)
7 Ocak 2012 Cumartesi
İçimizdeki Flash TV’liler
Tünelin ucundaki ışık göründü.
Uçak hareket etti ama yakıtı idareli kullanmak lazım.
Son zamanlarda haber sitelerini açtığımda sürekli iş insanlarından gelen bu tür garip uyarılarla karşılaşıyorum. İçerisinde bileşik endeks faizi gibi büyük bir kısmını anlamadığım konuşmalarının sonunda bu tür benzetmeler kullanarak halka inmeye çalışıyor olabilirler ama bence Tapınak Şövalyeleri'nin mesajlaşmalarına benzeyen bu gizemli havalarıyla daha da korkutucu oluyorlar.
Uçak hareket etti ama yakıtı idareli kullanmak lazım.
![]() |
| Pepe çok üzülüyor sayın Boyner |
Son zamanlarda haber sitelerini açtığımda sürekli iş insanlarından gelen bu tür garip uyarılarla karşılaşıyorum. İçerisinde bileşik endeks faizi gibi büyük bir kısmını anlamadığım konuşmalarının sonunda bu tür benzetmeler kullanarak halka inmeye çalışıyor olabilirler ama bence Tapınak Şövalyeleri'nin mesajlaşmalarına benzeyen bu gizemli havalarıyla daha da korkutucu oluyorlar.
28 Ekim 2011 Cuma
O Özkök bizim Özkökümüzdür
Depremin olduğu saatlerde evden bu durumdan bihaber çıkmıştım, “güneşi gören İstanbullular kendilerini deniz kenarlarına ve piknik yerlerine attılar sevgili Kanal D izleyicileri” şeklinde nereye gitsem diye düşünüyordum. Taksim’e doğru yürüyen içi vatan sevgisi ile dolu kalabalıktan sapıp, Fındıklı’da denize nazır çay bahçelerinde oturmuş insanların önünden, halktan biraz daha uzaklaşarak Bienal’e geçtim.
Annemden deprem olduğu haberini aldığımda, “Antrepo 3’ten Antrepo 5’e geçerken deprem haberini alan modern insan” isimli çağdaş sanat eserinin ta kendisi olmuştum.
Eve doğru yürürken günlerce göreceklerim gördüklerimin teminatıydı.
4 Ekim 2011 Salı
Susanna şimdi elimden tut ve beni nehre götür*
Blog yazarları hakkında ne düşünüyorsunuz? Herkes bir şeyler yazıyor ve bu e-sözcüklerini yayınlamaya yelteniyor. Yazar olmak bu kadar kolay mı?
Susanna Tamaro: Blog yazarlarının gerçek yazarlar olduğuna inanmıyorum. Bu, en azından benim yazıya yüklediğim anlam karşısında böyle. Blog yazarlığı, başka türlü bir anlatım yolu. Çağımızın birbiriyle ilintili bu tip aynaları çoğunlukla yüzeysel oluyor. Kaldı ki, gerçek bir yazar olabilmek son derece zordur. Her şeyden önce yetenek ister ki, bu, hayatın bir armağanıdır. Yazarlık zengin bir kültür gerektirir ve bir de acı çekebilme yeteneği şarttır. Yazının yaratıcı işlemi sırasında ortaya çıkan güçlük, zahmet, acıdır. Bunlarla yüzleşebilmeyi bilmek gerekir ki yazının derin noktasına varılabilsin.
20 Eylül 2011 Salı
Yemeğinize devam ediyor musunuz?
Bayram gezmelerini severim.
Küçük yaşlarda bile, kapılarına gittiğim eşin dostun beni içeri buyur edip, işte çay, kahve, tatlı, Allah ne verdiyse ikram etmesinden sonra yolcu etmesini beklerdim. Bir keresinde bir komşumuz bu beklentimi karşılamayıp kapıdan şeker tutup beni yolladığında eve gidip, “bana çocuk muamelesi yaptılar” diye ağladığımı biliyorum. Sonrasında onları uzun süre affetmemiş ve eşsiz bayram sohbetimden mahrum bırakmıştım.
Bu yılki bayram gezmelerimin çoğunda bir sohbet sıkıntısı yaşamadım. Hiçbir konu açılmazsa bıyık bırakmıştım, ya ondan bahsedecek yahut Fenerbahçe’yi konuşacaktım.
Bu yılki izlenimler şöyle:
Anladım ki halk nazarında Sir Milor'e kıyasla Mehmet Yaşin'in yeri ayrı. Yaşin, gel deyince hemen sofraya bağdaş kuran insanlar gibi seviliyor. Milor daha böyle CHP gibi. Büfelerin evin yaşlısından daha çok hürmet gördüğünü bir kez daha fark ettim; kristal bardakta çay getirirler mi diye tedirgin oldum, aralarında orta sehpasındaki yapma çiçeklerin solduğu Gerçek Kesit evleri vardı, irkildim. Yılda bir, en kabadayısı iki kez gördüğüm insanların hal hatır sormazdan önce yine kilo aldığıma yahut verdiğime dair söylediklerine tanık oldum.
Küçük yaşlarda bile, kapılarına gittiğim eşin dostun beni içeri buyur edip, işte çay, kahve, tatlı, Allah ne verdiyse ikram etmesinden sonra yolcu etmesini beklerdim. Bir keresinde bir komşumuz bu beklentimi karşılamayıp kapıdan şeker tutup beni yolladığında eve gidip, “bana çocuk muamelesi yaptılar” diye ağladığımı biliyorum. Sonrasında onları uzun süre affetmemiş ve eşsiz bayram sohbetimden mahrum bırakmıştım.
Bu yılki bayram gezmelerimin çoğunda bir sohbet sıkıntısı yaşamadım. Hiçbir konu açılmazsa bıyık bırakmıştım, ya ondan bahsedecek yahut Fenerbahçe’yi konuşacaktım.
Bu yılki izlenimler şöyle:
![]() |
| Döke saça salçalı ekmek yiyen çocuklar gibi bi gurme |
Etiketler:
boys anılar,
yeni medya düzeni
20 Temmuz 2011 Çarşamba
Alevler içindeki flaş transfer topu kadar da mı değerimiz yok?
Vaktiyle bir gazetede Galatasaray muhabirliği yapan ahbabıma yazın bunca spor gazetesinin, gazetelerin spor birimlerinin (burada kastedilen haliyle futbol) bu kadar transfer haberini nereden bulduğunu sormuştum. Demişti ki: “Şimdi beni gazetelerden arıyorlar, diyorlar ki bize transfer haberi lazım. Yapmayın etmeyin, elimde böyle bir bilgi yok desem de dinletemiyorum. Bakıyorum olacak gibi değil, yaz kardeşim diyorum: ‘Altıntop Harekatı! Hamit ve Halil Altıntop kardeşler İstanbul yolcusu!' Tabii ertesi gün aynı adamlar arayıp 'ee abi şimdi ne yazalım?' diye sorduklarında da yeni manşeti veriyorum: 'Harekat suya battı'."
Etiketler:
futbol,
yeni medya düzeni
5 Temmuz 2011 Salı
Ben 12 Eylül öncesinin rektör odası basabilme ihtimalini sevdim
Yıllar önce 12 Eylül ile ilgili bir belgesel izlemiştim. Cuntacılar üniversiteleri yola sokmak için bir formül ararken o dönem Sorbonne'da hocalık yapan İhsan Doğramacı'yı arıyorlar. O da gelip bunlara, “aman efendim özerk üniversite de neymiş, üniversite dediğin şöyle şöyle olmalı” diye bir sunum yapıyor ve iki hafta sonra abiyi arıyorlar “pazartesi gel, başla” diye. Sonrası malum… Sesini duyunca telefonumun alarmı çalıyor gibi irkildiğim, Emre Kongar misal, Mehmet Barlas'ın karşısında tek tek yolduğu sakallarını kesmemek için üniversiteyi bırakıyor. Kiminde kol bacak, gurur gidiyor ses çıkmıyor.
21 Nisan 2011 Perşembe
Bir ilkokul talebesinin politize hayatından kesitler
![]() |
| İcraatın İçinden |
Yıl 1992. Yine seçimler yaklaşıyordu ve yıllardır hatırladığım manzara, akşam yemeğine oturduğumuzda babamın tam kaşığı ağzına götürecekken ekranda zuhur eden Özal’a sövmeye başlaması, bizim sofradan kalkıp çay-meyve faslına geçmemize rağmen onun hâlâ elde kaşık İcraatın İçinden’e devam etmesiydi. O zamanlar gazetelerde çıkan, Özal’a küfredenleri yakalamak için mahalle aralarında sivillerin dolaştığı şeklindeki haberlerden korkan annemin “Adnan n’olur sus, bak alıp götürecekler seni” şeklindeki uyarıları da pek işe yaramazdı.
Hal böyleyken Ecevit ise, hanemiz açısından bir siyasi figür değil de masal kahramanıydı. Babamın kendisi ile ilgili anlattığı destansı hikâyelere öyle bir inanırdık ki Ecevit bir gece evin sürekli kurum akıtan bacasından içeri girip gözlerinden çıkardığı ateşle sobayı tutuştursa bunu oldukça doğal karşılayabilirdik. Babam kendisini çevreleyenlerin sohbetinden keyif aldığı bir hatipti. Öyle ki, 70’li yıllarda bir gün babaannem, “Oğlum mahallede herkes Adnan komünist oldu diyor, şimdi bana da komünist anası mı diyecekler?” şeklinde serzenişte bulunduğunda ona siyasi görüşleri hakkında malumat verdikten sonra babaannemin oyunu o günden itibaren babamdan yana kullandığı rivayet edilir. (Rivayet diyorum çünkü 95 seçimlerinde Refah Partili amcama, oyunu Erbakan’a, diğerine ANAP’a, babama da Ecevit’e verdiğini söyleyen babaannem, bana da göz kırparak, Çiller’e verdim çaktırma demişti.)
6 Nisan 2011 Çarşamba
Festival gibisin katılmak istiyorum
Yıllar önce Sakıp Ağa anlatmıştı. Yavuz Donat ve Ertuğrul Özkök’le birlikte bir akşam yemeğindeydik. Yemeğin tadına bakmadan tuz atan Nazlı Ilıcak ise erkenden ayrılmak zorunda kalmıştı.
Efendim, Sakıp Ağamız bir gün yurtdışında gerçekleştirilen ve vaktin çok önemli işadamlarının katıldığı bir toplantıya davetliymiş. Bu tür görüşmeleri iş bağlamak adına büyük bir nimet olarak gören tüm müteşebbisler gibi lafı işlere getirmeye ne zaman kalksa, Avrupalı zengindaşlarının bu tür mevzular yerine birbirlerinin koleksiyonlarından, sahip oldukları nadide eserlerden bahsettiklerini görmüş. Ülkeye döndükten sonra yaptığı ilk iş ise tahmin edileceği üzere benzeri bir koleksiyon sahibi olmak için çalışmalara başlamak olmuş ve zamanla o görenin oldukça etkilendiği hat ve resim koleksiyonunu bir araya getirmiş.
Efendim, Sakıp Ağamız bir gün yurtdışında gerçekleştirilen ve vaktin çok önemli işadamlarının katıldığı bir toplantıya davetliymiş. Bu tür görüşmeleri iş bağlamak adına büyük bir nimet olarak gören tüm müteşebbisler gibi lafı işlere getirmeye ne zaman kalksa, Avrupalı zengindaşlarının bu tür mevzular yerine birbirlerinin koleksiyonlarından, sahip oldukları nadide eserlerden bahsettiklerini görmüş. Ülkeye döndükten sonra yaptığı ilk iş ise tahmin edileceği üzere benzeri bir koleksiyon sahibi olmak için çalışmalara başlamak olmuş ve zamanla o görenin oldukça etkilendiği hat ve resim koleksiyonunu bir araya getirmiş.
Etiketler:
yeni medya düzeni
26 Şubat 2011 Cumartesi
Rutkay Azizler ve Oğulları
İlk haberimiz İngiltere’den...
Türk vatandaşlarının tahliyesini manşetlerine taşıyan İngiliz gazeteleri, aynı konuda kendi hükümetlerini suçlayarak "Türkler yaptı, biz yapamadık" demişler.
İngilizler, Arap dünyasına model olarak gösterilen ülkemizin önünü kesmek için artık eski güçleri de kalmadığından bilinen en eski ve en masrafsız bir yöntem olan pohpohlamayı seçtiler herhalde. Geçenlerde ülkemizi ziyaret eden Londra belediye başkanı, gazeteci Ali Kemal’in torunu Boris Johnson, İstanbul’daki havaalanlarını övüp, İngiltere’deki apron genişletme çalışmalarının bürokrasiye takıldığından yakınırken, şimdi de İngiliz gazeteleri yukarıdaki şekilde açıklama yapmışlar.
![]() |
Bence bu tür oyunlara gelmeyelim ve Kurtlar Vadisi haritasına göre 2023’te dünyayı ele geçirene kadar efendiliğimizi bozmayalım.
Etiketler:
annem,
diziler,
yeni medya düzeni
20 Şubat 2011 Pazar
Dünyamızı yok etme raddesine getiren atom savaşı neden çıktı biliyor musunuz?
İbrahim Üzülmez, gözlerinin önüne düşüp orta yapmasını engelleyen saçları yüzünden Afgan tazılarını kıskandıracak deparlarını bunca yıl güzel bir ortayla süsleyemese de, bir futbol efsanesi olamasa da, eğer aşk emek ise onun en güzel 100 metresini koşmuş bir abimizdir. 70’li yılların tabiriyle “proletaryanın takımı” Beşiktaş’tan def edilmesinin nedeni, sürekli gaz sızıntısından etkilenmiş bir yüz ifadesiyle arz-ı endam eden Demirören’in belirttiği üzere “artık bir dünya kulübü olan Beşiktaş’a yakışmayan bir harekette bulunması” imiş.
Saygıdeğer basın mensupları, yazımızdaki önder savımız bu “artık”lık mevzusu üzerine kurulmuştur.
Etiketler:
futbol,
yeni medya düzeni
6 Aralık 2010 Pazartesi
Mümkünlü'de Başka Bir Hayat Mümkün mü?
Saf ve doğal insanın tabiatla içkin tiplerden çıktığına dair batı romanının ve feylesoflarının itimadı, tersanelerle birlikte girilmedik kulak arkamızı bırakan piarcı abla ve abiler için memleket dahiline sızma edimlerinde uzundur ziyadesiyle istifade edilen bir harekat biçimi.
Saf ve bakir anadolu köylüsü, ege'nin zeytincisi, karadeniz'in fındıkçısı... Zaten üretim ve yaşam alanlarının çoğu piarcı abilerin piarını yapasıcası şirketleri tarafından ellerinden alındığı için onlara da kendi hayatlarının figüranlığı düştü neylersiniz.com. Karadeniz'in ya da çukurova'nın mevsimlik işçileri ise politik yanları ağır bastığı ve bilinmeyen bir dil konuştukları için henüz değerlendirme kapsamına alınmayıp ileride ihtiyaç duyulduğu takdirde aranmak üzere şirket arşivlerinin depolarına kaldırılmış durumda. (buradan lisedeki kompozisyon sınavında sakla samanı yerine çukurovalı kürtlerden bahsetmem sebebiyle bana aba altından sopa gösteren türkçe öğretmenime selam ederim, artık büyüdüm ve kendi blogum var) Hafızam beni yanıltsın da bu kadarını hatırlamış olayım, lays yiyen (leys diye okunur kristin ama c ile gibi) bir teyze vardı sonra kaçakçılık suçundan da yargılanan bir evin ana, neskafe içen yayla insanlaru vs.
31 Ekim 2010 Pazar
Havada Yiğit Bulut
Can Kozanoğlu, 90’lı yıllar üzerine yazdığı Pop Çağı Ateşi kitabında “İnsan bamyayı ya sever ya da sevmez. Mesut Yılmaz’ın neyi sevip sevmediğini bilmiyoruz” diyordu.
Bu tarif haliyle her devrin adamlığının muğlaklığına, ne idüğü belirsizliğine yapılan bir atıftı.
12 Eylül ve ANAP iktidarı öncesi Türkiye, insanların tüp sırasında bekledikleri, ceplerinde yabancı para taşıyamadıkları, Marlboro içemedikleri korkunç bir yerdi, 90’lı yıllarda ise bir müteşebbis cenneti.
18 Ağustos 2010 Çarşamba
“Gerçek Kesit”teki cinayetlerin, aile içi ve dışı faciaların sebebi olarak kanepeler…
Vakti zamanında Flash TV, Bursa il sınırları içerisinde arz-ı endam eden ve küçükken eline tarak alıp ayna karşısında şarkı söylemiş günümüzün tüm meşhurları gibi keşfedileceği günü bekleyen bir cevherdi. Bugün insanların büyük bir hayretle izledikleri programlar benim çocukluğumdu ve de ruhsal gelişimime aldığım en büyük darbeler.
Etiketler:
boys anılar,
diziler,
yeni medya düzeni
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




