Serinin ilki için tıklayınız.
Yıllar evvel Ankara’dan ayrılırken ve geride bıraktıklarıma üzülürken tek bir avuntum vardı, o da artık Melih Gökçek’ten kurtulmuş olmak… Şehre üniversite tahsili nedeniyle taşındığım dönemde Melih Gökçek, Emin Çölaşan’la atışan, ondan kazandığı tazminatlarla Kızılay’da döner-ayran dağıtan “lokal” bir figürdü.
Bunun yanında, Atatürk Orman Çiftliği’nin tabelasını Atatürk O.Ç. şeklinde değiştirmesi hasebiyle, rejimin kurucusuyla ilgili olarak “sessiz çoğunluk” tarafından o vakte kadar fısıltıyla konuşulanları, o rejimin başkentinde görsel bir dile çeken ilk kişiydi. (Birikim okurlarına yönelik bu ifadeyi hâlka indirgersem: Yakın zamanda ekranlarda, köşe yazılarında aleni bir şekilde dile getirilen, annesinin genelevde çalışmasından kendisinin erkeklerle olan münasebetlerine kadar on yıllardır meclislerde fısıltıyla konuşulup bıyık altından gülünen mevzulardan, dedikodulardan bahsediyorum. Aynı sözlü kültürden gelen Recep Tayyip Erdoğan bu olaydan yıllar sonra yapacağı bir konuşmada, "Cumhuriyet'in kurucuları" Mustafa Kemal ile İsmet Paşa’dan “iki ayyaş” diye bahsedecekti ki bu göndermenin de bu sohbetlerde ciddi bir karşılığı, referansı vardır).
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Ekim 2017 Salı
3 Aralık 2015 Perşembe
Sana Mamak Çok Yakışıyor
Yıllar evvel, Anıtkabir
civarında otururken muhtara gitmiştim. Muhtarlık ülkedeki ilk eşbaşkanlık
uygulamalarından birini teşkil ediyordu. Seçimle işbaşına gelen muhtar ile
karısı uzun zamandır mahalleyi yönetmekteydi. Sıra beklerken bir taraftan da
içerideki tartışmayı izliyordum. Nihayetinde muhtarın karısı odayı terk etmekte
olan kişinin arkasından şöyle bağırdı: “Çankaya’da oturmak senin neyine! Sana
Mamak yakışır!”
Etiketler:
ankara
24 Aralık 2011 Cumartesi
Bir Ankara Belediyesi: Melih G.
Hani çok yorgun olursunuz da uyuyamazsınız ya Melih Gökçek’ten bahsetmek de böyle bir şey. Anlatacak o kadar çok şey varken lafa nereden başlasanız bilemiyorsunuz…
O nedenle işbu yazıda sadece “vur deyince öldüren bir siyasi figür olarak Melih Gökçek sorunsalı” üzerinde durulacaktır.
O nedenle işbu yazıda sadece “vur deyince öldüren bir siyasi figür olarak Melih Gökçek sorunsalı” üzerinde durulacaktır.
23 Temmuz 2011 Cumartesi
Ankara, Ankara, Ey İyi Kalpli Üvey Ana
Dün akşam da aynı şey oldu, hiçbir neden yokken ve sırası gelmemişken, “Güney, sen Ankara'da kaç sene kaldın?” sorusuna, “aralıklar olsa da, on yıl” diye cevap vermem üzerine, masanın diğer uçlarından gelen, “abi, Ankara'da 10 sene nasıl yaşanır?” şeklinde başlayan ve sonrasında “yav ben bir kere gittim Ankara'ya yani bağlasalar duramam orada” diye devam eden bilindik muhabbetler aldı yürüdü. Sadece kafamı sallamakla yetinirken, soruyu soran kişi, bu eleştirilere karşı bir Ankara güzellemesine girişip bana bir tebessümü bahşettiğinde ona, Ankara'yı 1,5 yıl aradan sonra ziyarete gittiğimde, terminalini (AŞTİ'yi) bile görünce duygulandığımı anlatasım geldi. Halden bir tek o anlayabilirdi, çünkü:
Etiketler:
ankara
16 Haziran 2011 Perşembe
Dismissed
Ekşisözlük’te bu kelime için güzel bir karşılık bulmuşlar: Uza!
Bana da aynen öyle demişlerdi.
Alnımda kocaman bir “dismissed” damgasıyla odasına gittiğim zat-ı muhterem ile aramızda “bak beyim, sana iki çift lafım var” şeklinde geçen Yaşar Usta tadındaki konuşmada, son cümleyi yine Itır Esen’in babası söylemişti:
-Eee hayat böyle bir şey…
***
Etiketler:
ankara,
boys anılar
11 Aralık 2010 Cumartesi
Ufukta Batan Güneş Bu Sabah Doğacak mı Red Kit?
O zamanlar böyle bloglar falan yoktu, başbakan ve bakanlar kurulunun 6 ayda bir değiştiği, tam hükümete sövecekken gazetelerin ön sayfalarında işte yeni bakanlarımız ve başbakan şeklinde boy boy vesikalıklarının yayınlandığı bir dönemdi.
Ben de ilk yazımı bölümün panosuna yapıştırıp ilk okurumu beklemeye başlamıştım. İşte oradaydı!
Heyecanla mimiklerini izlemeye başladım, acaba bir tebessümüne mahal verecek miydi yazdıklarım yoksa yüzünü mü buruşturacaktı?
Bugün bir Barış Bıçakçı olamadıysam (çok iddialı oldu ama) hep onun yüzündendir. Narkoz yemiş gözlerle yazıyı okudu, hiçbir ama hiçbir tepki vermeden oradan ayrıldı. Şöyle “hangi hıyar yazdı lan bunu!” deyip kâğıdı buruştursa, sonra önüne ilk çıkan kişiye -yani bana- yedirse bu kadar koymazdı. Beni kayıtsızlığa mahkûm etmişti.
Etiketler:
ankara,
boys anılar
26 Ağustos 2010 Perşembe
Cafer Bey ile Güney Efendi'nin Maceraları II: Flaşbek benim ruhumda var
Maceramızın ilk bölümdeki korku, şiddet, alay, sinizm ve hadi bi de romantizm dolu sarcastically oriental giriş sadece siteye daha fazla okur çekmek için ve “aaa bak gerçekten anlatıldığı kadar kötüymüş, bak bak çocuğun başına daha uçakta neler gelmiş şeklinde yorumlara varılarak, o halde memleket İran’a hatta İranair’e benzemesin! Referandumda hayır verelim!” şeklinde kitleleri harekete geçirmek için yapılan basit bir hileydi sevgili okur.
Etiketler:
ankara,
boys anılar,
iran
24 Ağustos 2010 Salı
Cafer Bey ile Güney Efendi'nin Maceraları: Hoşgeldiniz Güney Bey!
Babamın tavsiyesine hep uydum:
“Oğlum bu mahallede kalırsan öğreneceğin üç şey olur: tavla, okey ve iç çekmek” Az ama uz, gittim.
Fakat İran’daki hayatım “bu gitmeler gitmek değil”de bahsedilen türdendi.
----
Etiketler:
ankara,
boys anılar,
iran
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)